UYANIN!
ŞEHİTLER
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Nazım Hikmet 1959
Yorum (2)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
BENİM KANIMA DOKUNDU,SİZİN?
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde ve televizyonlarda aşağıdaki haberi gördük.
“Hükümetin Hazırladığı, "İstiklal Marşı'nın ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Tasarısı' TBMM Başkanlığı'na Sunuldu.”
Mehmet Akif Ersoy,İstiklal Marş'ımızın şairdir.İstiklal Marşının tamamını ta ilkokul sıralarında ezberlemiştik,her Türk çocuğu gibi.Dün şu haberi duyunca ;
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce (İBB), toplam 46 bin 241 metrekare ticaret ve konut alanına sahip Levent'teki İETT garajı arazisinin ihalesi Maktum'un.
Sama Dubai, bu araziye yüzde 18'lik KDV ile birlikte toplam 1 milyar 156 milyon YTL peşin ödeme yapacak.”
Aklıma İstiklal Marş’ımızın şu üç kıtası geldi,hatta “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” demek de geldiiçimden.Bir de şu geldi aklıma,acaba bu insanlar ne yapmaya çalışıyorlar?
Mehmet Akif,Atatürk ve bu vatanın bir karış toprağına düşman ayağını bastırmamak için şehit olanlar,vatanın parayla yabancılara satıldığını gördükçe,mezarlarında rahat uyuyorlar mı dersiniz?
Tüm bunlar benim “KANIMA DOKUNUYOR”,sizi bilmem…
….
Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
…..
MEHMET AKİF ERSOY
NAZIM HİKMET KAHİN MİYDİ?
Nazım Hikmet'i çok anar oldum bu günlerde.En son Can Dündar'ın "Yüz yılın aşkları" kiatbında okudum,yaşadıklarının bir kısmını.Bu gün bölük pörçük ezbere biliyorum ama,şiirin tamamını bir kez daha okuyayam belki "yaşama dair" bir şeyler gelir içime,dedim,okudum.
Son bölümü okurken ürperdim birdenbire!Son günlerdeki "küresel ısınma" uyarıları geldi aklıma.İnsan boşuna Nazım Hikmet olmazmış dedim içimden.O bundan 59 yıl önce hissetmiş ve yazmış,bu gün bizim yaşadığımız duyguları.Bir kez daha saygıyla,sevgiyle anıyorum sevgili Nazım Hikmet,iyi ki bu topraklarda doğdun ve kalbimizde gömülüsün,capcanlı...Şiirin tamamını yazdım aşağıya,ama 1948 bölümü çok ilgimi çekti bu gün.
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...NAZIM HİKMET
İŞTE SABAH !
İŞTE SABAH!
Hava ağarmaya başladı önce,
Bulutlar pembeleşti sonra.
(Belki de turuncu pembe),
Kuşlar telaşla uçmaya başladılar.
Sesler çoğaldı.
Bitmek bilmeyen geceden sonra,
İşte sabah!
EEYC 19.12.2006
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıKABUĞUNU KALINCA TUT
KABUĞUNU KALINCA TUT
kabuğunu kalınca tut,
kolay kırılıp inciniyorsan.
çok güleryüzlü de olma,
eleştirilmeye gelemiyorsan.
uygula tüm bunları,
kendini korumak için,
yöntemler arıyorsan.
(ille de "insan" olacağım)
demiyorsan,
böyle önlemlerle yaşa,
buna "yaşamak" diyorsan.
EEYC 07.07.2006
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

