BENİMGÖZÜMDEN

HANGİ KURT KAZANACAK?

16/3/2007 -Kategori: oyku

BİR KIZILDERİLİ ÖYKÜSÜ

Bazı öyküler biliriz,ilk duyduğumuzda irkiliriz adeta,bu öyküyü ilk duyduğumda irkildim önce."Ne kadar doğru" dedim.Gerçekten çok isabetliydi,hangi yanımız beslersek o büyüycekti tabii ki.Amerikalıların yıllarca filmlerde bize "vahşi" diye gösterdiği,kafa derisi soyan,çiftliklere saldırıp çoluk çocuğu öldüren insanlar sanki bu insanlar değildi.Şimdi daha iyi anlıyorum onları,"işgalci" zihniyet hala devam ediyor çünkü.İnsanların topraklarını,vatanlarınız elllerinden almaya kalkarsanız,doğal olarak her vahşeti yapar.Bunlar kalkar yarın "Irak" lıların da ne kadar vahşi olduklarına dair filmler çekerler,kendi en büyük "vahşet" lerini unutturmak için.

Geçenler de bir de güzel söz duydum,yine bir Kızılderili atasözü;"GÖZÜNDE YAŞ OLMAYANIN,GÖNLÜNDE GÖKKUŞAĞI OLMAZ"

 

Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu.

 

Onlara dedi ki:

 

 

 

“İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında.

 

Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil

ediyor.

 

Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliğ i, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.

 

Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde.”

 

Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerinden biri, "Hangi kurt kazanacak?" diye sordu.

 

Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı "BESLEDİĞİNİZ"

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"KÜÇÜK KARA BALIK" BEHRENGİ'DEN...

20/6/2006 -Kategori: oyku

 

Küçük Kara Balık

Samed Behrengi


Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bambaşka bir derdi vardı.

Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı:

"Anneciğim, seninle konuşmalıyım" dedi.

Annesi, uyku sersemliği içinde:

"Acelen ne sevgili yavrum?" diye sordu "Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz."

"Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim."

"Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?"

"Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum" diye karşılık verdi. "Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum." (sayfa 10-11)

 samed behrengi

Behrengi kimdir?

1939 yılında İran'ın Tebriz kentinde doğdu. Onbir yıl İran'ın Azerbaycan kesiminde köy köy dolanıp öğretmenlik yaptı.

Öğretmenken bile öğrenciliği bırakmadı. Halkının toplumsal, ekonomik yapısını inceledi. Halk edebiyatından ve folklorundan derlemeler yaptı, masallar yazdı.

İran'daki baskı yönetimi, bu büyük yazarın masallarını kendi geleceği için tehlikeli buldu, ona katlanamadı.

1968 yılında Aras ırmağı kıyısında Behrengi'nin ölüsü bulundu. Yöneticiler onun boğularak öldüğünü söylediler.

O gün (Şah döneminde) olduğu gibi, Behrengi'nin masalları bugün, mollaların İran'ında da yasak.

* * *

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KARINCA ÖYKÜLERİ (5)

5/5/2006 -Kategori: oyku

Sevgili dostlarım,biraz zorunlu ara verdik ama, "karınca öyküleri" ni bu gün tamamlayacağım.

Karınca öyküleri bitmez,eminim sizlerin de vardır karıncalarla ilgili öyküleriniz.Örneğin,eski bir öğrencim dün bu konuda özelime yazmış iki satır,onu da aktaracağım sizlere.

 

"tşk ederim canım hocam:) karıncaların dünyasını çok ilginç buluyorum, onlarla haşır neşirliğim taa çocukluğuma  uzanır. ark başlarına oturup, küçük su akıntılarına kapılanları set kurup toplardım..sonra güneşin altında kuru bir taşın üstünde kurumaya bırakıp, yeniden kıpırdanışlarını izlerdim. çocukluğumu hatırladım birden bu öyküyü okuyunca:))"

Bunu ancak benim "melek" yürekli Suna'm yapardı zaten.O çocukken toprağa basmaya korkarmış incinir diye.Siz hesap edin onun yüreğindeki inceliği.Bence o bu dünyalı olamayacak kadar "ince".

 

5.KARINCA ÖYKÜSÜ

Dedim ya bizim ev karıncalar için "yolgeçen hanı" gibi.Yine sıcak bir yaz günü elimizde gazeteler,kitaplar miskin miskin oturuyorduk çocuklarla.Sıcağın bizim kadar etkileyemediği tek canlılar olan karıncalar (benim gözlemim,çünkü o saatlerde tüm canlılar miskinleşiyor sıcaktan),herzaman olduğu gibi yine faaliyetteydiler.

Tamamen teklifsiz ve pervasız bir şekilde,saygısızca demeyeceğim, çünkü onlara haksızlık etmek istemem,biz yokken buralarda onlar vardı,demek ki en çok onların hakkı böyle gezinmek.Biz de bu yüzden onlara saygı göstermeye çalışıyoruz,girip çıkmalarına göz yumuyoruz.

İk tane iri siyah karınca,aceleyle daldılar içeri,sanki aralarında hararetli hararetli konuşan acele acele bir yerler yetişmeye çalışan iki siyah giysili kadın gibiydiler.

Siyah olmalarından mıdır nedir,sanki pek iyi bir iş için gitmiyor gibiydiler,ya da bana öyle geldi.Telaşla ilerlediler,sonra yavaşlayıp sanki aralarında fısıltıyla konuştular ve duvar dibinden gizlenmeye çalışır gibi yürüdüler.Buzdolabının altına girip kayboldular.

Çok merak ettim,bunların casus gibi ne gizli işleri var ki dedim,kalkıp izlemeye başladım.Onlar görünürde yoktu,ama buzdolabının biraz ilerisinde bir sürü minicik sarı karınca minik bir kıyma parçasını taşımaya çalışıyorlardı.

Bu arada kara ve büyük karıncalar buzdolabını altından başlarını çıkarmış onlar izliyordu.Minikler  çok büyük çaba sarfediyordu o bir parçacık kıymayı taşımak için.

Büyüklerden biri çıktı miniklere doğru temkinli adımlarla yürüdü,onların toplamı ancak büyük kara karınca kadardı,öyle küçüktüler.

Yaklaştığını gören miniklerden biri onu gördü ve hemen ona doğru yürümeye başladı,hızlı hızlı gitti,hiç korkmadan büyük kara karıncanın karnına bir hamle yaptı,ne yaptığını göremedim ama,(keşke zoomlu bir kameram olsaydı o sırada) büyük karınca acıyla kıvranmaya başladı yerde.

Diğer minikler daha büyük bir hızla kıymayı taşımaya çalışıyorlardı.

Öbür büyük kara karınca arkadaşının başına geleni gördü ama,bir deneme de kendisi yapmak istedi herhalde,o da yaklaştı yavaş yavaş,ama biraz korkuyordu bence.

Onun yaklaştığını gören miniklerden biri hemen gruptan ayrıldı geldi,diğer arkadaşı gibi yaklaştı,büyük karıncanın karnına tek hamle yaptı,büyük kara karınca arkadaşı gibi kıvrandı kıvrıldı kaldı...

Sanki belli bir noktalarına girip büyük karıncaları felç ettiler ve öldürdüler.Onların bir savunma yöntemiydi sanırım.

Hamle yapan minik karıncaları tekrar göremedim,sanki onlar  orada kaldı,yani dostları ve gelecekleri  için kendilerini feda ettiler gibi geldi bana."İntihar komandosu" gibi.Belki diğerlerine örnek olmak için,ya da sıraları geldiğinden yaptılar bu fedakarlığı.

Daha sonra diğer mink karıncalar,kıymayı götürdüler,geri geldiler.Kıymadan sonra iki büyük savaş ganimeti kazanmışlardı,iki kocaman kara karınca! Onların cesetlerini de taşıyıp götürdüler yuvalarına...

                                       SON

 

Neler öğrendim bu gözlemden?

1-Büyükler ve güçlüler her zaman başaracaklar diye bir kural yok.Onların vurulacak zayıf noktaları bulunursa,küçükler büyüklere karşı zafer kazanabilirler.

2-Hepsi çalışıyor ve geleceklerine yatırım yapıyorlar,sanırım yiyeceği de öyle eşit paylaşıyorlardır."Sen çok yedin,ben az yedim " kavgası yok aralarında.Kardeşçe,dostça,eşit paylaşım var aralarında.

3-Herşeyden önemlisi,onurlarına,haklarına,emeklerine sahip çıkıyorlar.Korkak değiller,hiç bir güç onları sindiremedi.Neyse olan gücü,kuvveti hepsini seferber edip haklarını koruyorlar.

4-Bazen toplumun refahı için birileri kendini feda edebilmeli!Bu ille ölmek anlamında olmamalı,yaşayarak,örnek davranışlar sergileyerek,kolay ve güzel görünen şeylerden vazgeçerek de insan kendini feda edebilir.

"Karınca öyküleri" burada sona erdi.Başka bir yazıda görüşmek üzere,sevgiyle,sağlıcakla kalın sevgili dostlarım.

"KARINCA KADAR" olabilirsek ne mutlu bizlere!

Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KARINCA ÖYKÜLERİ (4)

4/5/2006 -Kategori: oyku

Sıcak bir yaz günüydü,bahçede meyva yemiştik biraz.Yazın o en güzel meyvası karpuzun çekirdeği ne kadar dikkat etseniz de yere düşer mutlaka,bilirsiniz.Her zaman olduğu gibi bir kaç tane düşmüştü yine.

Bizim çalışkan karıncalar bunu kaçırırı mı?

Çekirdeği ilk gören,karşısından gelene söyledi,söylediği ters istikamete döndü acala acele gitti,o da karşısından gelen,bir arayış içinde olan ekibe durumu bildirdi.Yeteri kadar asker toplanınca,haberleşme işine ara verildi.Sanırım aralarında bir görev bölümü yaptılar.

Başladılar bir karpuz çekirdeğini taşımaya.Eminim diğer çekirdekleri de böyle tek tek gelip götürecekler.Belki de yorulanların yerine yenileri gelecekti.Öyle bir düzen kurmuşlar ki kendilerine,sistem tıkır tıkır işliyor.Herkes rolünü,görevini çok iyi biliyor ve uyguluyordu.

Büyük eziyetlerle epey taşıdılar,yuvaları evin içinde olmalı ki,kapının eşiğine geldiler,amaçları içeri taşımaktı çekirdeği.

Eşik,bizim farketmeden öylece basıp geçtiğimiz 3-4 santim yüksekliğinde bir eşikti.Ama onlar o kadar küçüktü ki,o eşik onlar için dimdik bir dağ yamacı gibiydi.

Neyse asla yılmadılar,aralarına ikiye ayrıldılar,bir kısmı aşağıdan yukarı itiyor,yukardakiler de onu çekmeye çalışıyordu.

Tam da o sırada,evet tam da o sırada sanki birisi üflemiş gibi,bir rüzgar çıkıverdi.Ama nasıl kuvvetli bir rüzgar,ne çekirdek kaldı,ne de karıncalar....Her biri bir yere dağıldılar...

İşte dedim hayat!

Bizler de öyle değil miyiz?

Bir ömür boyu,çalışrız,sabah erkenden kalkar okula işe gideriz,yağmur,soğuk demeden,geceleri uykusuz geçer bazen,günler yorgun...

Niye?

Kendimize,sevdiklerimize güzel bir yaşam sağlamak için.

Ama bir gün böyle bir deli rüzgar eser,bir kasırga çıkar,dağıtır ne varsa kurduğun,yaptığın her şeyi.

"Bunun için miydi,bunca emek,bunca çaba " dersin ama nafile...

Bizler ne yapardık bilemem,kişiye göre değişir,kimisi yıkılır tükenir,bezgin ve yılgın,kaderine küfredip,yaşamı bir "çile doldurma" doldurmak olarak algılamaya va yaşamaya başlar,bazısı da yeniden,kırık dökük aletlerle,kalan son enerjisiyle bir şeyleri yeniden kurmaya başlar,hevesle,coşkuyla,Yaradan'a olan inancını,yaşama sevincini,umudunu yitirmeden.

İşte karıncalar da aynen böyle yaptı,toparlandılar,çekirdeklerini buldular,eşikten aştılar,çekirdeği yuvalarına götürdüler...

BÜYÜK BÜR AZİM VE İNANÇLA...

HELAL OLSUN KARINCALARA VE ONLARI ÖRNEK ALABİLENLERE,YIKILMAYANLARA...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİSİN...

3/2/2006 -Kategori: oyku

 
    
               
 
     
     New York'ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini diğer insanlardan farklı olan özelliklerini vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti. Her öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. Onlara sınıf ve kendisi için niçin ve ne kadar farklı olduklarını anlattı. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele taktı.
         Daha sonra her öğrencisine üçer tane daha kurdele dağıtıp, onlardan bu uygulamayı kendi yaşamlarında devam ettirmelerini istedi. Her öğrenci kendi seçtiği birine kurdela takacak ve artan kurdelaları da ona verip "Sen de birini seç, kurdela tak, kalan kurdelayı da ona ver, o da birini seçsin" diyecekti.
   Öğrenciler daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığı konusunda hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.
   Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine çok yardımcı olan bir şirketin üst düzey görevlisinin yakasına iğneledi, mavi kurdeleyi.. Kalan iki kurdeleyi de ona verip "Sınıfça bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınıza ikinci kurdeleyi verin. O da bu projenin devam etmesi için başkasını bulsun. Daha sonra lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin."
     O gün üst düzey yönetici, şirkette suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Adam belki suratsızdı ama, müthiş yaratıcı zekası ve teşebbüs cesareti ile şirketi öyle hızla geliştiriyordu ki.. Patronun odasına girdi ve "Siz yaratıcı bir dehasınız" dedi.
    Mavi kurdeleyi anlattı ve yakasına takmasına izin verip vermeyeceğini sordu. Şaşıran patron, "Tabii ki" dedi. Üst düzey yönetici mavi kurdeleyi patronunun tam kalbinin üstüne ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken, "Bana bir iyilik yapar mısınız? Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz? Bunu bana veren çocuk okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu törenin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş.."
    O gece patron evine geldiğinde on dört yaşındaki oğlunu yanına oturttu.
"Bugün bana inanılmaz bir şey oldu. Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyledi ve yaratıcı bir deha olduğum için bu kurdeleyi yakama iliştirdi. Bir hayal etmeye çalış. Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor adam. Siz çok önemlisiniz yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana da bir ekstra kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin. Ben bu kurdeleyi sana takmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum. Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup sana benim için ne kadar farklı olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. Seni seviyorum !"
Şaşkına dönen çocuk ağlamaya başladı. Bütün vücudu titriyordu. Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde babasına baktı ve "Bu gece intihar etmeyi düşünüyordum, baba!.. Senin beni sevmediğine, ne yapsam kendimi sevdiremeyeceğime inanıyordum. Ama artık herşey farklı" dedi.
                 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı