BENİMGÖZÜMDEN

SORUMLU OLMAK!

24/1/2008 -Kategori: makale

 


Sorumlu Olmak

 

Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleşmedikçe haksızlıkların adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunamaz.

- Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.. felsefesi toplumun bütün bireylerini sarar ve bir çok insan:

- Adam sen de.. bencilliği ve bireyciliğiyle yetişir. Herkes kendi küçük dünyasının kabuklarında, sessiz sedasız yaşamayı hüner sayar.

- Sen mi kurtaracaksın?.. gibi sorularla kavgadan gürültüden uzak tutulmak, günlük yaşamın mutluluk zırhlarıyla sarılıp sarmalanmak hiçbir yasanın suç saymadığı ve birçok insanın da küçük görmediği bir yaşam biçimi olarak belirir.

- Beni düşünmüyorsan çocuklarını da mı düşünmüyorsun? gibi duygusal tepkilerin gözdağlarıyla sıkıştırılmış sorumluluk duygularının sınırladığı insanlar, yaşamlarında bir başka mutsuzluğun gölgeleri ile boğuşup dururlar öylece.

Düşündüklerini bir kez bile yüksek sesle söyleyememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne bir kez bile söylememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne bir kez bile haykırmamış bir insanın bilinç ve duygu dünyasında doğan girdaplar belki de sabah akşam boğmuştur bu kişiliğini.

 Kendi kişiliğinin katili olmak da güç iştir basbayağı.

Susmak.. susmak, hep susmak. Konuşmamak, konuşmamak. Üstlenilen görev budur bütün yaşam boyunca. İnsanları saran küçük çemberler büyüye büyüye demokrasinin boynuna bir halka gibi geçer. Suskunluk kural, konuşmak ve eleştirmek de kural dışı olur bir süre sonra.

Bir kişiye yapılan haksızlığı her insan yüreğinde ve bilincinde duymalıdır bütün ağırlığınca. Bu sorumluluk bilinci kurulmamışsa her yeni haksızlık bir “kader” gibi benimsenir bütün toplumda.

Oysa ne yoksulluk ne de haksızlık “kader” değildir. Yoksulluğun ve haksızlığın nedenleri vardır. Bunları birer birer saptayıp toplumun önünde haykırmak gerekiyor.

Toplumdaki her insandan beklenen bu da değildir aslında bakarsınız. Herkes, kendi görevinin sınırları içinde dirençli olabilse bir ölçüde kolaylaşır işler.

Yargıçsınız: Önünüzdeki sanığın suçsuz olduğunu biliyorsunuz. Fakat emir almışsınız. Mahkum ederseniz bile bile.

 Doktorsunuz: Önünüze işkence evlerinden getirilen bir hasta çıkardılar. Verilen emirlere uyar sahte raporlar düzenlersiniz.

 Memursunuz, amirsiniz: Bir altınızdaki memurun sicilini bozmak için verilen emirleri körü körüne yerine getirirsiniz. Belki sivilsiniz. Terfi bekliyorsunuzdur. Belki de albaysınız, generallik sırasındasınız. Hemen bozarsınız sicilleri. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunuzu kurmak istersiniz.

 Kimler gelir, kimler geçer böylece…

 Aynı çarklar insanı öğütür. Dönme dolap gibidir yaşam: Bakarsınız yüksektesiniz, bir bakarsınız inmişsinizdir o yüksek yerlerden. Geriye sadece insanın kişiliği ve onuru kalmıştır.

 Ben onuru daha yükseklere sıçrayabilmek için bir “pey akçesi” olarak sürenler eninde sonunda bir insanlık yıkıntısı, bir “enkaz” olarak kalırlar belleklerde.

 Yirminci yüzyılda uygarca direnişin adıdır “medeni cesaret.”

Bu konuda çok zengin değil toplumumuz. Bir kaplumbağa gibi yaşamayı, bir sürüngen gibi beslenmeyi, bir yılan gibi beslenmeyi, bir “yılan” gibi yükseklere tırmanmayı hüner saymışız yıllarca.

Sorumluluk pınarlarından, bilinç çeşmelerinden gürül gürül akan kişilikleri, köhneleşmiş yasaların kıskacı altında yaşatmayı tek çıkar yol bilmişiz yıllarca.

Karanlıklarla beslenen korkuları, bir tel örgü, bir dikenli tel gibi sarmışız dört bir yanımıza. Yüreksizliğin özrünü bir parça da kendi küçücük dünyalarımızın mutluluğuna sığınarak gidermek istemişiz.

Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş bile konmuş olamaz.

Unutmayalım ki “cesur bir kez, korkak bin kez ölür.” Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir “mezar taşı” gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.

Yeniortam, 9.12.1974
 
 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"PARA VE MAYMUN" ÖNEMLİ BİR DENEY!

27/6/2006 -Kategori: makale

En çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan Freakonomics www.amazon.com/gp/product/006073132X
kitabının yazarı Steven Levitt, yaklaşık bir yıl önce New York Times'da, Yale Üniversitesinde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında
ses getiren bir yazı yazdı [1]

Yazının ve araştırmanın ilginç olmasının nedeni, bu araştırma para ve maymunlarla ilgili.

Keith Chen, Yale Üniversitesinde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör.
Keith Chen'in araştırması, maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani
insanların, para ile olan ilişkisini karsılaştırıp, çeşitli sonuçlar çıkarmak.
 
Araştırma, Yale Üniversitesinin maymun laboratuarında başlıyor.

Bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunları, bir ana ve birçok küçük deney kafeslerinde, para kullanmayı öğreniyorlar.
Para olarak, gümüş renkli, somun kullanılıyor.
Süreç gayet basit.
Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor.
Bu maymuna para adını verdikleri somun veriliyor.

Maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor.

Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jell-o.
Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak.
Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor.
Araştırmacılar,maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar.

Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar.
 
Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma.

Bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel  kararlar verip vermediğini bulabilmek.
Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jell-o'nun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise
bir somun yapıyorlar.

Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç.
Maymunlar,deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar.
Parasını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar.
Maymunlar, 1 somun verip, 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jell-o'ya tercih etmeye başlıyor.

Buraya kadar her şey güzel!
Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12  somunu görüp,
aniden çılgına dönüyor.
Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor.
Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp,yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar.
Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçeklesen ilk "banka soygunu "(maymunun tepsiyi çalması) ve " hapishane kaçışı"
(maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor.

Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor.
 
Olay biraz yatıştığı bir anda Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor:
Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi
maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor!
İşin ilginç yanı bu iki maymunun "işi " bittikten sonra, dişi maymun "kazandığı" parayı araştırmacıya getirip,
bununla üzüm almaya çalışıyor.
Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk " fuhuş" olarak tanımlıyor.

Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu,
değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip,
 maymunlara para verilmesini yasaklıyor
NOT:"zamanyolcusu.yahoogroups" tan alınmıştır

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı