BENİMGÖZÜMDEN

KÖRLEŞ-ME!

7/2/2008 -Kategori: gunluk

 


KÖRLEŞ-ME!
"KÖRLEŞME" dedikleri bu omalı!
Yavaş,yavaş farketmeden,para için,makam için,şan şöhret için,kısacası kısa vadeli ucuz getiriler için milli değerlerden,manevi değerlerden ödün vermek...
Binlerce şehit,binlerce gazinin kanlarıyla sulanarak,laik çağdaş,aydınlık bir düzen kurulmuş,kurulabilmiş,siz bu aydınlıktan istifade edip okumuş oralara gelmişsiniz.
Atatürk bu düzenin kurulmasında öncülük etmiş,ömrünü vermiş.
Şimdi siz kalkın,siyasi iktidar hırsıyla,bazıları da geleceğe dönük iktidar hesaplarıyla bu aydınlığın üstüne bir kara çarşafla örtmeye çalışın.
Üstelik bunu yaparken,bundan en fazla zarar görecek olan kadınları bu işe alet edin!
Üstelik bu işi yaparken,büyük Atatürk'ün,büyük vatansever şair Nazım Hikmet'in sözlerini,mısralarını kullanın!
Nasıl bu kadar "kör" olabildi bu kadınlar?
Onları bu kadar kör eden nedir?
Yıllardır vermekte oldukları "iktidar" mücadelesi mi?
Bindikleri dalı kesmeleri bu yüzden mi?
Çocuklarının geleceğini düşünmemeleri bu hırs yüzünden mi?
Bilemem,değer mi tüm bunlara?
Onu da bilemem,onlara sormak lazım ve soruyorum.
Ülke,"özelleştirme" adı altında "babalar gibi" satılırken,ülke "arap" zihniyetine bürünürken,sanki hiç bunlara alet olmuyormuş gibi,bir de bu büyük insanların adını vererek,sözlerinden örnekler göstererek karanlık düşüncelerini savunmaya kalkmak "kör" lükten başka nedir?
"Asıl körlük nankörlüktür" diyor, Hacı Bektaş_ı veli.
Ve diyor ki ayrıca;
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
Bizler hayatta olduğumuz sürece,bir kişi bile kalsak,bu "düşünce karanlığı"na ışık tutmaya  çalışacağız,bu "MUTLU" luk hep sürecek,bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
YAŞASIN LAİK,ÇAĞDAŞ TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ!

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"TÜRBAN","TÜRBAN" DİYENLERE...

3/2/2008 -Kategori: gunluk

Bizlerde üniversitelerde okuduk,bizler de inançlıydık,ama başımıza türban takıp da okula gitmek hiç aklımıza gelmedi,düşünmedik bile,düşünemezdik de...
Bizler,sade,dinini,dini vecibelerini,içinde ve evinde yaşayan,yerine getiren insanlardık,bu kutsal inancımızı sokağa,okula dökmeye gerek duymadık.
Bzim gözümüzde din o kadar yüksek bir yerdeydi ki,hala da öyledir,ne siyaset için ne de kavga için ortalığa düşürmedik.
Bizler,çağdaşlaşma sürecinde,bilinçli,aydın gençler olarak,bilgilerimizi arttırmak,kendimizi geliştirmek,kişilik sahibi olabilmek için mücadele ettik.
Kıt olanaklarla dahi olsa,hiç ödün vermeden,kimsenin oyuncağı,kuklası,siyasi gereci olmadan okuduk.

Çalıştık,kendimize ait fikirlerimiz oluştu,mümkün olduğu kadar "sapla samanı" ayırt etmeyi öğrendik.Çünkü cumhuriyet bizden "FİKRİ HÜR,VİCDANI HÜR" insanlar istiyordu!
Bizim bu CUMHURİYET'E VE CUMHURİYETİ KANLARIYLA,CANLARIYLA KURUP EMANET EDENLERE VİCDAN BORCUMUZ VARDI!
Şimdi birileri kalkmış,bu düzeni bozmaya,yıkmaya çalışıyor.Neleri kaybedeceklerini hiç düşünemeyen,beyinleri uyuşturulmuş zavallı bazı kadınlarımız,kızlarımız da bu zihniyete onay veriyor.
Kendilerini düşünmüyor olabilirler,ama çocuklarını da mı düşünmüyorlar?
Pırıl pırıl çağdaş,aydınlık  bir ülkede yaşamak varken,cübbeli,sarıklı,çarşaflı,geri kalmış bir ülkede mi yaşatmak istiyorlar çocuklarını?
Uzay çağında bu oalacak şey mi?
Evrenin yasasına aykırı işlerle uğraşmayıp,ülkelerini ve evereni geriye değil,hep ileriye taşımak gerektiğini düşünemeyecek kadar beyinleri uyuşturuldu mu bu insanların?
Haydi tepedekiler bunu iktidar hırsıyla yapıyor,ya "AYDIN" geçinenlere,bu işi "DEMOKRATİK HAK" olarak görenler ne demeli?
Dün sayın HASAN PULUR çok güzel yazmıştı;

Keçecizade İzzet Molla'nın beyitini hatırlatarak:
''Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap
Eyler onu müdahanei âliman harap.''
Türkçesi:
''Cihan ahlaksızlıkla harap olmaz
Onu, âlimlerin dalkavukluğu harap eder.''
Âlimden dalkavuk olmaz, dalkavuk olan da âlim olamaz."

YAZIKLAR OLSUN SİZE,YAZIKLAR OLSUN HEPİNİZE!

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

HAYIR,İHANET ETMİYORUM!

23/1/2008 -Kategori: gunluk


HAYIR, İHANET ETMİYORUM!
Dikkat ettim de son zamanlarda hep "eskiye özlem" yazıları yazmışım.İçinde bulunduğum zamanla bir sorunum var gibi.Yok,değil aslında,teknolojiyi ve getirdiği yenilikleri seviyorum.
Örneğin,bilgisayar ve internet!
Beni ömrümün hiç bir döneminde olmadığı kadar,oyalıyor,eğlendiriyorlar.Bu belki de "züğürt tesellisi".Ama mecburiyetten ötürü ailemden uzaksam,mecburiyetten ötürü çocuklarım gitmişse...ne yapabilirdim, Oturup ağlayacağıma,ben de kendimi "sanal alemin" kollarına attım.
Aradığım hemen herşeyi bulabiliyorum,hem de evimde otururken!
Dost bile buldum,dost!
Hem de gerçek yaşamda bulamadığım dostlar,onlar da gerçek oldu.Gittim,gördüm, tanıştım,sohbet ettik,gezdik,birlikte yemek yedik.
Neler öğrendim,öğreniyorum bilgisayar sayesinde,ne kadar eğleniyorum en sevdiğim oyunum Scrabble'i istediğim anda,istediğim kadar oynayabiliyorum,ve başka oyunlarım da var oynayabileceğim.
Resimler,filmler,şiirler,öyküler,bilgi yarışmaları...ve daha neler neler...hepsi bana bir tuş uzaklığında.
Elektrik olmayan,sobayla ısındığımız,tuvaleti bahçede olan,geceleri tuvalete gitmenin kabus olduğu günlerden,kaloriferli,günümüzün her türlü olanağından yararlandığım bir evde oturuyorum.Ulaşım deseniz,herşey emrimize amade.
Evet, eski günler güzeldi,o zamana göre içinde bulunduğumuz koşulların yetersiz olmadığını bilmeden yaşadık,mutluyduk.Çünkü daha iyisini bilmiyorduk,görmemiştik.Muzun tadını bilmeyen,onun için onu istemeyen çocuklar gibiydik.
Ama şimdi "eski günlere dönelim mi?" sorusuna yanıtım "hayır" olurdu.Ben bu günleri seviyorum,mutluyum,gelecekten umutluyum.
Bu günlerin de kendine has zevkleri,olanakları,keyifleri,tadı tuzu var.Yiyecekler çeşitli,evde yapmak zorunda da değiliz üstelik,herşeyi ustasından yeme şansımız var.
Beğendiğimiz giysiyi alıp giyme şansımız var,artık örtünmek ya da üşümemek için giyinmiyoruz.
Çağımızın getirdiği güzellikleri inkar etmiyorum.Hala gidebileceğim güzel doğal ortamlar da var,şehrin göbeğinde bile.
Kıyasladığım zaman,"yeni" de o kadar kötü değil diyebiliyorum artık.
Kaybolan değerlere hala sahip çıkanlar,yaşatanlar da var çevemizde.
O zaman?
Mutlu olmamak için sebepler aramak yerine,hüzünle eskilere sarılmak yerine,eski ve güzel manevi değerleri unutmadan,günümüzün olanaklarından faydalanarak mutlu olmaktan başka seçeneğimiz yok gibi görülüyor.
Hayır! Bu o temiz,o masum, o sıcacık, o doğal,o "annemli" günlere, yıllara ihanet değil!
Bu biraz da "zaman sana uymazsa,sen zamana uy" felsefesi...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GEÇMİŞ "YENİ YIL" LARDA...

4/1/2008 -Kategori: gunluk

EKİDENDİ,YENİ YILDA ANNEM
Son zamanlarda bazı insanlanlar "hristiyan adeti" diye yeni yılı kutlamaz oldular.Eskiden,ben küçük bir kız çocuğu iken,küçücük köyümüzde,
annem ve arkadaşlarının japone kollu basmalar giyip,sadece ama sadece yaşlı teyzelerin başlarını tülbentle bağladığı zamanlarda,yeni yıl kutlamaları yapılırdı.
Hemen herkes durumuna göre bir hazırlık yapardı yılbaşı için.Buğday,susam,nohut,mısır,melengiç kavrulur eğlencelik kavurga yapılır,tavuk pişirilir,pilav çorba ya da "arabaşı" çorbası yapılırdı.Üstüne de yine ved yapılan tatlı bir şeyler mutlaka bulunurdu.Her kadın becerisine göre,"oklava çekmesi","asıda","un helvası" türünden bir tatlı yapardı.
Tatlı mutlaka yenirdi yeni yılda ağzımız tatlı olsun diye.Tombala yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez eğlencesiydi.Radyo parazitli de olsa evleredeki eğlencelere eğlence katardı.
Muzip komşular birbirine şaka yapardı yılbaşı geceleri.Yakın bir erkek akrabamız gece yarısı karısının elbisesini giymiş,başını bağlamış,saat 12 de incellttiği sesiyle kapımızı çalmış; "beni bir dam kovalıyor,imdat kurtarın beni" diye kendini bizim eve atmıştı da gülmekten yerlere yatmıştık onun haline.
Eskidendi,insanlar kaygısızca,hesapsız kitapsız eğlenir,eğlendirirlerdi...
Yeni yılını kutlamak için memleketteki anneciğimi aradım.Annem 80 yaşlarında,çok şükür eli ayağı tutuyor,abdestini alıp oturark da olsa 40 yıldır hiç ara vermeden namazlarını kılabiliyor.Yanında hiç kimsesi yok yanlız yaşıyor,hemen her işini de kendisi yapabiliyor çok şükür.Hacca gidemedi,ama hani "yüzünden nur akıyor" derler ya tm öyledir anneciğim,herkes "hacı teyze" der.
-Ne yaptın, dedim,bir çılgınlık yapmamışsındır umarım yılbaşı gecesinde?
-Yok yapmadım valla,dedi.Ama eğer bunlara çılgınlık dersen yaptım bi şeyler yine de boş durmadım,dedi.
-Ne yaptın,dedim,anlat?
-Güzel bir tavuk pişirdim,çorbasını pilavını da yaptım,yanına da salata yaptım,üstüne de yeni yıla ağzım tatlı gireyim diye "asıda" yaptım yedim,dedi.
-Oh maaşallah,afiyet olsun anneciğim helal olsun sana,dedim.
-Niye helal olsun dedin,dedi.
-Bazı "ham sofular" yeni yıl kutlamasına günah diyor da,senin bu kadar dindar ve bu kadar hayat dolu olman,yeni yılı bu şekilde yanlız olmana rağmen güzelce kutlamış olman bence tam "helal olsun" denecek bir davranış da onun için söyledim,dedim.
-Aman yavrum onlar ne yaptığını bilmiyor, boşver,ben yemeğimi,tatlımı yedim,biraz da senin geirdiğin fıstığımdan yerken televizyon seyrettim,sonra da uykum geldi yattım,dedi.
Birbirimizin yeni yılını kutladık,ailemize,ülkemize,dünyamıza,dirlik düzenlik,mutluluk sağlık getirmesin dileyip,bitirdik telefon görüşmemizi.Çok şükür.
Eskidendi,çıkar için,gösteriş için,birilerine hoş görünmek için değil,gerçekten inanır,ibadetini yapardı insanlar,eskidendi gösterişten,abartıdan uzak,sade,masum,ama çok eğlenceli geçen yeniyıl kutlamaları.
Yeni yılınız, eskigüzel günlerdeki gibi,sakin,sade,sorunsuz,barış içinde,bereketli ve mesut geçsin dilerim...
 

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAYLA YOLLARINDA,ESKİDENDİ...

6/10/2007 -Kategori: gunluk

SÖZ VERDİĞİM ÜZERE,ESKİDENDİ...
Henüz elektrik yoktu,kimsenin arabası da yoktu.Taş devrinden bahsetmiyorum,1954-1960 arasında doğup büyüdüğüm,kaldığım yerden bahsediyorum,Akdeniz kıyısında bir nahiyeden.Kasabaya gitmek için düzenli dolmuş otobüs seferleri yoktu,yoldan geçen araçları bekler,onlara binerdik.Tabii o zamanlar oto-stop ne demektir onu da  bilmezdik.Zamanla biri bir kamyon,biri de bir otobüs aldı da yaylaya,kasabaya gidişlerimiz kolaylaştı.
Yaz gelince, hemen herkes yaylaya giderdi.Zengince olanların küçük de olsa evleri vardı yaylada,ama yoksul olanlar,gittikleri gün kendilerine,taze kesilmiş dallardan bir "talfar" yapmak zorundaydılar.Akşama kadar yaplır biterdi talfar.Kapısına da  bir kilim asılınca,olurdu size havadar,yazlık bir ev!
Bir kaç gün önceden başlardı hazırlıklar,gerekli  kap kacak,yatak yorgan ve az sayıdaki giysiler büyücek bir kilimin içine koyulur,sıkı sıkı sarılır,iple bağlanır "balya" yapılırdı.
Bir kamyona bir kaç aile sığardı,bizler de balyaların üstüne oturur,tıngır mıngır,şarkılar,türküler söyleyerek yaylamıza giderdik.Ben,Göksu vadisinin, "Çatalcam" ın oralardaki uçurumlu yollardan geçerken korkar,aşağıyı görmemek için başımı anneimin hırkasının altına sokardım.
Yayla gündüz biraz sıcak olsa da,"seyil" kadar nemli olmadığı için çok terlemezdik,ama geceleri yorgansız yatılmazdı serin olurdu.
Sabahları mis gibi kömürde pişen pirzola kokularıyla uyanırdık.Çünkü insanlar yaylaya biraz da beslenip keyif etmek için giderdi.Fırın olmadığı için herkes ekmeğini evde,ocakta yapardı.Sıcak bazlamayla,ya çökelekli sıkma,ya karpuz peynir,ya da pirzola yenirdi.
Akşama doğru,elimizi yüzümüzü,ayaklarımızı yıkadığımız dereye giderdik.Herkes karpuzunun üstüne adını kazırdı,karışmasın diye,dere götürmesin diye taşlarla çevirdiğimiz bölüme koyardık soğuması için.Taşpınar'ın suyu asla buzdolabını aratmazdı, buz gibiydi.Yemekten sonra karpuzu keser yer,çekirdeklerini külle ovar,durular,tuzlar kurumaya bırakırdık güneşe.Akşam oturmalarının en güzel eğlencesiydi,karpuz çekirdeği.Zaten başka bir şey istesek de yoktu,ne dondurma bilirdik,ne de hazır başka bir tür eğlencelik yiyecek.
Dayımın evinin önü betondu,onun için orada toplanılır,oturulurdu..Dayım,gelip gidenlere gazete ısmarlardı,Hürriyet gazetesi.Gaz lambasının ışığında,dayımın istediği haberleri,yorumları yüksek sesle okumak benim görevimdi.Herkes sessizce dinlerdi.Dayım "bilen" kişi olarak yorum yapardı.Daha sonra gazete bize kalırdı.En güzel kısmı da buydu zaten o okumaların.Sırasıyla,"Nilüfer","Gökler hakimi Gordon","Fatoşla Basri" ve "Tontonla Şaban" ı okurduk, kıkır kıkır gülerek.Sonra saklambaç oynamardık.Her yer karanlık olduğu için,çok zevkli olurdu saklambaç oynamak.Karanlıkta salça tepsilerinin içine girdiğimiz,ya da kuyuya düştüğümüz de olurdu ama,herbiri bizim için bir gülme,annelerimiz içn de bir bağırma vesilesi olurdu.
"Ağlarım aklıma gedlikçe gülüştüklerimiz"...
Annem çocukken yaylaya develerle gidilirmiş ve onların yolculuğu daha uzun sürermiş bu yüzden.Yolluklar hazırlarlarmış yola çıkmadan,tavuklar kesilir haşlanırmış,yavaş yavaş çamların arasından çıkarlarmış yaylaya.İlk molayı "gelinsuyu" çeşmesinde veririrlermiş,orada tavuklarını yer,yola düzülürlermiş yeniden.Annem dedemim arkasına otururmuş eşeğin üstünde.Dedem ona taze çam filizlerinden koparır yedirirmiş,ciğerleri açılsın diye,posasını tükürmek koşuluyla.
Sonbahara doğru,kazanlar kurulur,bulgur yapmak için buğdaylar kaynatılırdı.Haşlanmış buğdaylardan ve  suyundan alınarak,nane,kırmızı acı toz biber,nane ve sumakla bir çorba yaplırdı,kocaman bir çukur bir tepside, kaşığını alan geçerdi başına tepsinin yer sofrasında.Acısından burnumuzU çeke çeke zevkle yerdik.
Şimdi "sağlıklı beslenme" uzmanları bu yiyeceği eminim çok sağlıklı bulurlar,doğal,taze,yararlı.
Tam olgunlaşmamış ayvaları,kaynayan buğday kazanına atıp haşlardık,ağzımızı yakan çorbanın üstüne o haşlanmış,mayhoş ayvaları yerdik tatlı olarak.Ayrıca içleri yeni olmaya başlamış taze cevizlerle,haşlanmış buğday harika bir yiyecekti bizim için.
Her şey böyle,doğal sade ve kolaydı.Yaşam çok güzeldi.Tüm aile,akrabalar ve komşular birlikteydik.Ne ayrılık vardı ne hasret,ne hastalık vardı,ne stres,ne hırs,ne de ölüm.Eskidendi,çoook eskiden...

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı